açtım sosyal medya uzerınden yıne sayfalarına, fotograflarına göz attım. Baktım sadece baktım hatta birini beğendim. Arada hatırlatma gereği duyuyor insan kendini. Biliyorum oda köpek gibi hala seviyor beni ama nasıl? Kardeşçe? Arkadaşça? Ne bileyim seviyor veya sevmiyor ama gerçek şu ki ben onu hala aklımdan çıkartamadım. Esiyor onun rüzgarı uzaklardan gelip çarpıyor yüzüme. Bir nebze de olsa hala ümit taşıyorum içimde. İnsan bu gönül işlerinde çok mantıksız hareket ediyor. Zaten arada mantıktan da eser kalmıyor ki. Uçurum bile demek zor bizim aradaki mesafemize. Hangi kelime tam olarak taşıyabilir di ya da tarifi varmıydı? Bence yoktu. Kendime göre anlamlar yüklüyorum tabi bu arada sadece yüklemek ile kalıyorum. Bir adım öteye geçmiyor bizim iş. O yaşça benden büyük olsun ne var ki; onun yaşı büyükse benim de kalbim büyük. Ben onu tüm içtenliğim ile seviyorum.. Ama ya O? O da bu sorumluluğu alabilirmi ki? O da elini taşın altına koyar mı? Bence koymaz, eğer onu tanıdıysam buna cesaret edemez. Kendine güveni yok! Tamam kabul işinde başarılı belki, kendine bir düzen kurmuş olabilir ama bu başarıları onun gönül işlerinde haklılığını göstermez ki. Aahhhah ahhhh hep mi yanlış frekansa sinyal gönderiyorum acaba ben? Çekim gücüm mü hep bu korkakları çekiyor anlamış değilim. Zaten şu aralar sıkılmıştım da. Bir evete bakar benim tümden hayatımı düzene sokmam. Onun için bir çok şeyi de göze almaya razıyım. Ama tam anlamı ile tanımadan da böyle bir şeye kalkışmak pek akıl kârı değil hani. Düşünsene ben burda kurulu olan düzenimi onun için bozdum. Kalktım geldim İstambul'a, bir iki ay, bilemedin 1 yıl... Herşey güzel gidiyor ve günün birin de fikir ayrılığına düşüyorsun, yavaştan önce eğlence anlayışı, sonralarda yemek... Uyku düzeni vb. Vs vs derken ayrılık vakti gelmiş!!! Ne yapardım o zaman ben? Burdayken bile o çok uzaklarda olmasına karşın bile ben bu hale geliyorum tam da bulmuşken sevgiyi, saygıyı kaybetmeyi nasıl yediririm kendime? Toparlardım kendimi ama bu ne kadar zaman alırdı kim bilir? Parça parça olmuş yüreğimin her parçasını bırakırdım bir yerlerde.. Kim bilir? Hala aklıma geldikçe yaşadıklarımız, gittiğimiz mekanlar, dinlediğimiz müzik... Bunları aklıma getirince de kafayı yiyecek gibi oluyorum. Kolay olurmuydu? Şimdi şehrin adı bile korkutucu geliyordu bana. Ya gittiğim de karşılaşırsak? Hiç ummadığım bir yerde ya karşıma/ karşısına çıkarsam.. Tutmam imkansız kendimi. Seviyorum çünkü! Dünya küçük! Eski bir sevgilim ile istanbul da bar kapısında karşılaştığımızı da hatırlarım ben. Yine bununla da kesin öyle olur! Aklıma gelen başıma da gelir benim. Şansızlık benimki. Sen tut koca İstanbul'da benim gittiğim bara gel! Nerden buldun ki o gece o bara gelmeyi nereden akıl ettin?
Cumartesi gecesiydi! Saat bilmem kaç olmuş.. Alkol almamıştım o gece! Bir gece öncesi aldığım alkol ile ( şükür ki istanbul da bardayız. Burda olsak fena olmuştu sonu) öyle bir sapıtmışım ki en anlamlı tabiri ile beni burdan yakından tanıyan biri görse tanımazdı! Yakıştıramazdı o yaptıklarımı bana... Ama eski sevgili tanıdı işte, onunla da barda çok içmişliğim vardır. Hatta bir keresinde öyle alkolik olmuştum ki! Evinin banyosunda klozet ile sarılıp uyumuştum! Gece bir uyandım amanın beyaz bir cisim! Sonra dank etti kafaya toparladım kafayı, nerede olduğumun farkına vardım. Varmaz olaydım! Kendimden iğrendim resmen! Zaten bu sonun da böyle olacağı belliydi. Bardan sonra çorbacıya gitmiştik! Yanlış hatırlamıyorsam 3 kişiydik. Biri ben, biri eski sevgilim diğeri kimdi ve sonra ona ne oldu. İşkembeleri söyledik, üst kata çıktık. Balkon tarafına ben oturdum. Ama öyle bir haldeyim ki.. Çıkardım çıkaracağım. Midem çifte Telli oynuyordu resmen. Neyse ki orada bir rezillik olmadı. Doğru eve, evde olan rezillik hallerim yetmişti zaten. O neden beni kaldırıp yatağa getirmemişti ki? Allahım hala aklıma geldikçe hem gülüyorum hem de utanıyorum! Ne derler bilirsiniz! O son bardağı içmeyecektim. Düzelteyim ben onu; O'nu geldiğinde bana geri döndüğünde affetmemeliydim...
ah deli gönlüm ne zaman uslanır bende bir bilsem..
16 Aralık 2012 Pazar
Neydi asıl isteğim şimdi bu hayattan...
Nihayetin de öyle ya da böyle geçti ortaokul yılları da. Nihayet lise ye başlayacaktım. İşte yine seçim zamanı! İyi ya da kötü! Güzel ya da çirkin.. İllaki bir seçim yapacaktım ve bu geri kalan yaşamımı biçimlendirecekti. Ama nasıl? Büyük sorun o zamanlar buydu benim için. Sınavlar bir sürü izlenmesi gereken protokoller falan bunu da atlattık neyse ki. Sonuçlar açıklandı iyi bir puan aldım ama hangi okulu sececeğim? Neye göre? Beni iyi tanıyan ailem mi yardım edecekti bana? Acıyorum acaba onlara kim yardım etsin? Konu okul olunca bence en son kişi olarak görüyorum ailemi. Hala da öyle ya.. Yıllar geçse bile değişmedi bu düşünce bende. Abi'm lise den terk ti! Buyuk ablam zamanın da fen lisesini kazanmıştı ama babamın ölüm yılına denk geldiği için gidememişti! Böylelikle o da hayatın acı bir yüzünü küçük yaşta öğrenmiş oldu. Ah baba ahhh! Bak sen gittin kurtardın kendini ama ya geride kalanlar? Gitmek çözüm olsaydı her derde, kimse kalmazdı o zaman, kimse kötü gün dostu olmazdı
Küçük ablam da teyze oğlu yüzünden düz lise ye gitti! Teyze oğlu derken, söz de okumuş, görmüş geçirmiş dersin! Eğer sağlık meslek lisesine gidersen beni unut diye tembihlemişti bir kere. O da eli mahkum o liseye gitti. Sıra bana geldi, ben ise bir kaç okul yazdıktan sonra birde Bursa tarım meslek lisesi gıda mühendisliği bölümünü de yazdım şans buya kabul edildim. Atladık otobüse doğru liseye! Güzel bir yerdeydi okul. Kocaman bir bahçesi vardı! Eski tarihi bir binaydı! Üstüne üstlük bu okul lojman imkanı da sağlıyordu! Ancak durum o kadar içler açıcı değildi. Okul müdürünün o iki dudağından akan giden cümleler yıkıp gitmişti beni. Sonuçta hep bir gelecek kaygısı taşıyor insan. Bu düşünceme de tuz biber ekmeye yetti zaten. Yalnız söyleyeyim devlet iş imkanı sağlamıyor, özel sektörde de iş bulman zor. Ona göre seçim yap! Neyse bana kim ne derse desin sıcak gelmişti bu fikir! Evden uzaklaşma fikri kimin için iyi olmazdı ki? Belki yaşım gereği bu fikir beni benden almıştı, belki de gercekten sıkılmıştım çevremden, olan bitenden. Sonra nereden estiyse o deli rüzgar turizm istedim! Evet evet turizm otelcilik lisesi.. O okulda gayet benim için uygundu! Çünkü yaz aylarında staj zorunluluğu vardı okula bir ay geç başlayıp bir ay da erken bitiriyorduk. Amma velakin bu staj işi de hemen olmuyordu, önce bir yıl hazırlık aşamasını geçmen gerekiyor hafta da bilmem kaç saat İngilizce görmen gerekiyor ve herşeyi geçtim çatır çatır da İngilizce gramer bilgisine sahip olman gerekiyor. Nerdeeee.... Ben ki ödevlerini son güne bırakmayı alışkanlık haline getiren, ben ki sınavlara bile son 2 gün kala çalışan ben... İngilizcemi? Zaten matematiği de hiç sevmedim ki ben.. O yılı hiç zorlanmadan geçmiştim. Şimdi sıra lise bir deydi ve yavaş yavaş o staj işi içinde içimiz de ümitler yeşermeye başlamıştı...ve nihayet okulun son günlerini yaşamay başladık! Evet bitmişti işte.. Şimdi yazın gelsin bodrum Antalya geceleri, vur patlasın çal oynasın eğlence... Veda gecesi geldi, evde bir ağlamalar, uğurlamaya gelmeler.. Bilindiği üzere klasik uğurlama.. Bende ağlıyorum ama! Zaten eve düşkün duygusal bir yapım var. Daha da çocuk sayılacak yaştayım. Kolay değil yani. Ama yolun sonu Bodrum.., biz Bordum - Antalya olarak iki gruba ayrıldık. Tam zaten bizim tayfa. Hepsi sıkıcı tipler değil. Otobüste alkol de aldık, sigaraları da telledik! Sabah artık otellerimize dağılıyoruz. Yavaş yavaş eksiliyoruz. Hava da nasıl sıcak ama.. Ter sucuk! İndik otele. Eşyalarımızı falan bıraktık, zaten o pansiyonu gördüğüm de benim orada kalma şansım sıfırdı. Rezillik! Küçük banyodan biraz daha büyük odada, 7- 8 kişi kalıyoruz. Üstüne üstün yetmezmiş gibi hiç biri tek arkadaşım hariç, hepsi yabancı. TÜRK ama yerini- yönünü bilmediğim şehirlerden ve ayrıca bunlar bizden yaşça büyük. Yok efendim kafaya koydum kalamam ben burda. Bir yolunu bulup sıyrılmalı burdan ama terminal nerede? Oraya nasıl gidilir hiç bir fikre sahip değilim o konuda. Otele geçtik öğle yemeği yiyeceğiz güya. Nah orta parmağım kadar bamya! O nasıl bamba gözünü seveyim! Hormonlasan büyümez o kadar. Zaten bamya da sevmem ki ben. Zaten orası da kendi evim değil. Seçme şansım ok.. Ah anne ah evim özledim sizi. Yavan ekmek ile karnımı doyurdum o gün. Daha fazla yemek muhabbeti yapıp sizin midenizi kaldırmayayım! Ama inanın izmir den sonrasına yaşamak için gidin, öyle staj, okul falan hak getire.. Neyse yemek yedikten sonra görev dağılımı falan yaptılar bize. Ben bir sonra ki gün başlayacaktım işe. Ah dedim fırsat bu fırsat fırla... Hemen lojmana döndüm teli biraz şarj ettim, elimi yüzümü yıkadım biraz dinlendikten sonra kapattım kapıyı çıktım lojmandan. Bir daha açmamak üzere.... Hala biraz alay konusu olurum bu konuda. Hemen döndüm diye. Sabretmedim diye! Sabretsem ne olacak ki.. Sanki trilyon kazanıp, bodrum gibi yerde ayrı eve çıkıcam.. Yaptığıma hiçte pişman olmadım. Hayat benim hayatım zevk benim. Kime ne...
Küçük ablam da teyze oğlu yüzünden düz lise ye gitti! Teyze oğlu derken, söz de okumuş, görmüş geçirmiş dersin! Eğer sağlık meslek lisesine gidersen beni unut diye tembihlemişti bir kere. O da eli mahkum o liseye gitti. Sıra bana geldi, ben ise bir kaç okul yazdıktan sonra birde Bursa tarım meslek lisesi gıda mühendisliği bölümünü de yazdım şans buya kabul edildim. Atladık otobüse doğru liseye! Güzel bir yerdeydi okul. Kocaman bir bahçesi vardı! Eski tarihi bir binaydı! Üstüne üstlük bu okul lojman imkanı da sağlıyordu! Ancak durum o kadar içler açıcı değildi. Okul müdürünün o iki dudağından akan giden cümleler yıkıp gitmişti beni. Sonuçta hep bir gelecek kaygısı taşıyor insan. Bu düşünceme de tuz biber ekmeye yetti zaten. Yalnız söyleyeyim devlet iş imkanı sağlamıyor, özel sektörde de iş bulman zor. Ona göre seçim yap! Neyse bana kim ne derse desin sıcak gelmişti bu fikir! Evden uzaklaşma fikri kimin için iyi olmazdı ki? Belki yaşım gereği bu fikir beni benden almıştı, belki de gercekten sıkılmıştım çevremden, olan bitenden. Sonra nereden estiyse o deli rüzgar turizm istedim! Evet evet turizm otelcilik lisesi.. O okulda gayet benim için uygundu! Çünkü yaz aylarında staj zorunluluğu vardı okula bir ay geç başlayıp bir ay da erken bitiriyorduk. Amma velakin bu staj işi de hemen olmuyordu, önce bir yıl hazırlık aşamasını geçmen gerekiyor hafta da bilmem kaç saat İngilizce görmen gerekiyor ve herşeyi geçtim çatır çatır da İngilizce gramer bilgisine sahip olman gerekiyor. Nerdeeee.... Ben ki ödevlerini son güne bırakmayı alışkanlık haline getiren, ben ki sınavlara bile son 2 gün kala çalışan ben... İngilizcemi? Zaten matematiği de hiç sevmedim ki ben.. O yılı hiç zorlanmadan geçmiştim. Şimdi sıra lise bir deydi ve yavaş yavaş o staj işi içinde içimiz de ümitler yeşermeye başlamıştı...ve nihayet okulun son günlerini yaşamay başladık! Evet bitmişti işte.. Şimdi yazın gelsin bodrum Antalya geceleri, vur patlasın çal oynasın eğlence... Veda gecesi geldi, evde bir ağlamalar, uğurlamaya gelmeler.. Bilindiği üzere klasik uğurlama.. Bende ağlıyorum ama! Zaten eve düşkün duygusal bir yapım var. Daha da çocuk sayılacak yaştayım. Kolay değil yani. Ama yolun sonu Bodrum.., biz Bordum - Antalya olarak iki gruba ayrıldık. Tam zaten bizim tayfa. Hepsi sıkıcı tipler değil. Otobüste alkol de aldık, sigaraları da telledik! Sabah artık otellerimize dağılıyoruz. Yavaş yavaş eksiliyoruz. Hava da nasıl sıcak ama.. Ter sucuk! İndik otele. Eşyalarımızı falan bıraktık, zaten o pansiyonu gördüğüm de benim orada kalma şansım sıfırdı. Rezillik! Küçük banyodan biraz daha büyük odada, 7- 8 kişi kalıyoruz. Üstüne üstün yetmezmiş gibi hiç biri tek arkadaşım hariç, hepsi yabancı. TÜRK ama yerini- yönünü bilmediğim şehirlerden ve ayrıca bunlar bizden yaşça büyük. Yok efendim kafaya koydum kalamam ben burda. Bir yolunu bulup sıyrılmalı burdan ama terminal nerede? Oraya nasıl gidilir hiç bir fikre sahip değilim o konuda. Otele geçtik öğle yemeği yiyeceğiz güya. Nah orta parmağım kadar bamya! O nasıl bamba gözünü seveyim! Hormonlasan büyümez o kadar. Zaten bamya da sevmem ki ben. Zaten orası da kendi evim değil. Seçme şansım ok.. Ah anne ah evim özledim sizi. Yavan ekmek ile karnımı doyurdum o gün. Daha fazla yemek muhabbeti yapıp sizin midenizi kaldırmayayım! Ama inanın izmir den sonrasına yaşamak için gidin, öyle staj, okul falan hak getire.. Neyse yemek yedikten sonra görev dağılımı falan yaptılar bize. Ben bir sonra ki gün başlayacaktım işe. Ah dedim fırsat bu fırsat fırla... Hemen lojmana döndüm teli biraz şarj ettim, elimi yüzümü yıkadım biraz dinlendikten sonra kapattım kapıyı çıktım lojmandan. Bir daha açmamak üzere.... Hala biraz alay konusu olurum bu konuda. Hemen döndüm diye. Sabretmedim diye! Sabretsem ne olacak ki.. Sanki trilyon kazanıp, bodrum gibi yerde ayrı eve çıkıcam.. Yaptığıma hiçte pişman olmadım. Hayat benim hayatım zevk benim. Kime ne...
İnsan intikam almayı biliyor da, ya kendinden nasıl alacak o intikami!
İntikam da ekmek gibi, su gibi bir şey oldu bende sanırım. Elde etmeyi seviyorum, istediğime ulaşıyorum, kararlarımın sonuna kadar dayanakçısı oldum hep ama belli bir saatten sonra yoruldum. Boşvermişlik değil di benim yaptığım ama gücümün de tükendiği anlarda en dibe vurmayı en iyi şekilde becerenlerdendim.Hayat öyle bilinmezliklere öyle bir hataya sevk ediyordu ki insanı, geçen zamana aldırış etmeden, körü körüne hatalar dizisi çıkıyordu geçmişe dönüp baktığında o intikamlı geçen zamanda. Sanki mecbur hissediyordu insan intikam yemini etmiş gibi kendini. Bıraksa oysa zamana belki giden de geri gelirdi geri...
Çok yaşıyorum bu çıkmazı aylık ilişkilerde. Bazen haftalık bilemedin iki haftalık. Sosyal ortama tekrar sayıyorum ağız dolusu küfürleri. Veya karşıma çıkan o insanlara.. Sorun kimde diye sorsam da sonuçta kimse yoğurdum ekşi demiyor. Benim gibi. Biraz hoppalık var kabul ama karşıma çıkan turşular da hep kelem oldu bu güne kadar o turşu şişelerinde. Tek Bursalı sevgilim hariç.o iyidi ama İnan bana onunla da hiç bir ortak yanımız yoktu. Resmen yontulmamış kalas diyebilirim. Her birey gibi o da rakıyı içtiğin de fena oluyor ağzına geleni söylüyordu. 29 Ağustos gecesi yaptığı gibi. Belki de beni ikna etmenin zaferiniyaşıyordu. Ertesi gun bıze resmi tatildi ve ben onun yanına Bursa'ya gidecektim. Salak gibi gittimde görüştüm de ama ısınamadım işte ne yapayım? Telefondaki sesi ile gerçek görüntüsü bir değildi. Tamamen zıt karakterlerde bırısı belirdi karşımda. Tabi o gün ben bu düşüncelerimi yüzüne söylemedim ama oda neden anlamak istemedi? Egosunu tatmin mi etmek istiyordu? Amacı neydi? şayet benim utangaç toplum baskısı altında büyümüş bir sevgilim olsa ben ona haber vermeden plan yapmam. tutupta buraya yaşadığım yere gelmek ne? Zaten küçük bir yer. adım atsan tanıdık.. nasıl rahat edersin? gören bakar ertesi günde sorar. o kimdi diye? Gelmiş. Bandırma'dan buraya. Gerçi tekstil işleri ile uğraşıyordu. Bandırma'ya iş için gelmişti de buraya da sırf beni görmek için gelmişti. Ama öyle olmuyor işte. Gelemezsin. Bana emri vaki yapamazsın yaparsan da ne telefonu açarım, ne de sana geri dönerim işte o gün olduğu gibi geri dönmek zorunda kalırsın. Kendin böyle olmasını istedin ama sonuçlarına katlan.
Açıkcası ben hayatıma giren kimseden intikam almayı beceremedim. Denedim ama yapamadım. Hep bir taraflarım da patladı. En acı şekilde kendimi yiyip bitirdim ben hep sonlarda. Bursalı yı Bayram da aradım belki özlemiştir diye, belki bayramda planı yoktur diye ne bileyim eski sevgilisi ile barıştığını? Birde barışmak ile kalmamış kelem turşusu Bayram da plan bile yapmışlar. Utanmadan bunu bile söyledi bana... Avukattı eski sevgilisi sözde dediğine göre, 27 yaşındaydı.. Hepsinin canı cehenneme. Banane.. Eskide kalmasalarmış onlar da.. Şöyle geriye dönüp baktığımda buram buram pişmanlık yaşıyorum yalan değil. Gözümü açan Bandırma'lı sevgilim olmuştu benim. Onunla bir bar kapısında karşılaşmamız dışında da bir daha görmedim kendisini. Yaşanması gerekenleri yaşadım ve bitti..
Çok yaşıyorum bu çıkmazı aylık ilişkilerde. Bazen haftalık bilemedin iki haftalık. Sosyal ortama tekrar sayıyorum ağız dolusu küfürleri. Veya karşıma çıkan o insanlara.. Sorun kimde diye sorsam da sonuçta kimse yoğurdum ekşi demiyor. Benim gibi. Biraz hoppalık var kabul ama karşıma çıkan turşular da hep kelem oldu bu güne kadar o turşu şişelerinde. Tek Bursalı sevgilim hariç.o iyidi ama İnan bana onunla da hiç bir ortak yanımız yoktu. Resmen yontulmamış kalas diyebilirim. Her birey gibi o da rakıyı içtiğin de fena oluyor ağzına geleni söylüyordu. 29 Ağustos gecesi yaptığı gibi. Belki de beni ikna etmenin zaferiniyaşıyordu. Ertesi gun bıze resmi tatildi ve ben onun yanına Bursa'ya gidecektim. Salak gibi gittimde görüştüm de ama ısınamadım işte ne yapayım? Telefondaki sesi ile gerçek görüntüsü bir değildi. Tamamen zıt karakterlerde bırısı belirdi karşımda. Tabi o gün ben bu düşüncelerimi yüzüne söylemedim ama oda neden anlamak istemedi? Egosunu tatmin mi etmek istiyordu? Amacı neydi? şayet benim utangaç toplum baskısı altında büyümüş bir sevgilim olsa ben ona haber vermeden plan yapmam. tutupta buraya yaşadığım yere gelmek ne? Zaten küçük bir yer. adım atsan tanıdık.. nasıl rahat edersin? gören bakar ertesi günde sorar. o kimdi diye? Gelmiş. Bandırma'dan buraya. Gerçi tekstil işleri ile uğraşıyordu. Bandırma'ya iş için gelmişti de buraya da sırf beni görmek için gelmişti. Ama öyle olmuyor işte. Gelemezsin. Bana emri vaki yapamazsın yaparsan da ne telefonu açarım, ne de sana geri dönerim işte o gün olduğu gibi geri dönmek zorunda kalırsın. Kendin böyle olmasını istedin ama sonuçlarına katlan.
Açıkcası ben hayatıma giren kimseden intikam almayı beceremedim. Denedim ama yapamadım. Hep bir taraflarım da patladı. En acı şekilde kendimi yiyip bitirdim ben hep sonlarda. Bursalı yı Bayram da aradım belki özlemiştir diye, belki bayramda planı yoktur diye ne bileyim eski sevgilisi ile barıştığını? Birde barışmak ile kalmamış kelem turşusu Bayram da plan bile yapmışlar. Utanmadan bunu bile söyledi bana... Avukattı eski sevgilisi sözde dediğine göre, 27 yaşındaydı.. Hepsinin canı cehenneme. Banane.. Eskide kalmasalarmış onlar da.. Şöyle geriye dönüp baktığımda buram buram pişmanlık yaşıyorum yalan değil. Gözümü açan Bandırma'lı sevgilim olmuştu benim. Onunla bir bar kapısında karşılaşmamız dışında da bir daha görmedim kendisini. Yaşanması gerekenleri yaşadım ve bitti..
gecenin sonu nasıl bittiyse sabahı da öyle mi başlıyor?
Evet zar zor uyandım bu sabah... O yatak nasıl beni bağlamıştı kendine öyle? Bırakma beni dercesine haykırıyordu resmen. Zaten kac gecedir yine eskisi gibi geç giriyordum yatağa! Sabah'ta erken kalkıyordum. Bu uykusuzluk bende öyle bir hal aldı ki! Hastalıktan öte bir isim bulmuştu benim bedende.seviyordu da beni kerata. Buda hiç şüphesiz dostumdu benim. Ben bırakmaya kalksam da bunu; o beni bırakmazdı. Bırakmıyorda.. Yalnız kaldığım için geceleri seviyordum da aslında. Uykusuz da kalsam ertesi güne bomba gibi oluyordum ben. Yoktu öyle sabah bende uyanamama sorunu! Tek sorun eğer hava çok soğuksa ve yatakta o sabah hiç olmadığı kadar rahat ise.. Uyanık olsam bile çıkmak istemezdim yataktan. Ama yataktan çıkana kadar sorunlu. Zaten küçükken de öyleydi bizim evin kuralı! Sen bir tuvalete git, mutfağa gıt bırşeyler atıştırmak için annem hemen yatağı toplardı. Uyku falan da dağılırdı zaten. Sen de mecbursun; keyfin kaçmış bir kere.. Mecbur ayaktasın! Benim bir günüm bir günüme tutmazdı. Hatta ne günü saati bile. Bazen sevinç dolu olurdum. Ağzım kulaklarım da.. Pek iyimser pek iyimser. Ama bazen de öyle bir hal alırdım ki boş yere.. Sanarsın batmış! İflas etmiş.. Biriyim. Yaşamak için sebep yokmuş gibi olurdum. Hiç sevmezdim bu durumu. Zaten içimde acılar var. Bırde böyle olunca vuruyorum kendimi sigaraya, şarkılara... Sormayın sonra beni! Durumlar fena.. Kim gelse çözemez o haldeyken beni. İçime kapanır da kapanırdım. Tuhaf tuhaf şeyler hayal ederdim. Gecenin bir yarısı çıkar tek başıma dolaşırdım. Oturur ayırırdım bedenim ile ruhumu gecenin derinliklerinde... Sonra uzun uzun düşünür... Ses etmeden gelir girer yatardım. Sonra sabah kaldığı yerden devam hayata...
Karanlık içim....
Soğuk geceler başladı yine.. Kışa merhaba diyoruz ama benim ne kış ne de yaz ayları umrumda. İçimde her yerim kanıyor hissediyorum. Arada dışa vursam da yine kendimden başkası görmüyor bunu. Yine sadece ben hissediyorum avaz avaz bağırdığım o yalnızlığı. Acı gerçekten böylemiydi? Böyle mi hissetmek gerekiyordu? Acı yı illa ki fiziksel olarak mı yaşamamız gerektiğinde adına acı diyebiliyorduk? Kimse anlamıyordu beni. Kimse ortak olmuyor kimseyi bulamıyordum yanımda. Hani çok sevilen bendim? Hani olmazsa olmazlardandım... Ah bu ben..kendime yalanlar söylemeyi, kendimi avutmayı öyle bir alışkanlık haline getırmişim ki.. Artık ben bile inanıyordum bu yalanlara.. Bu acıma duygusuna.. Kim bana derdini açsa çok güzel avutuyordum onu, dert dinlemeyi severdim. Kendi derdim kederim yetmezmiş gibi, çaresiz olan kalbim bir de onlara üzülürdü bedenimde... Ne ara ben bu kadar biriktirdim ki bunları içimde? Geceleri severim ben.. Gündüzden daha iyi gelir bana. O zaman daha bir koyardı bana bu yazdıklarım ama olsun yine de severim ben ve hala da seviyorum. Hak ediyormuydum ben bunları diye düşünüyorum, nerede hata yaptım? Kimin ahını aldım acaba? Yok yere günah mı işledim ben.. Çıkmaz sokaklar gibi beynimin içi.. Nereye dönsem aynı yer, karanlık ve soğuk... Çocukken korkardım karanlıktan, demekki çocukluktan kalma diyorum.. Gülüp geçsem de bu olanlara bir tarafım hep acıyor derinden. Zaten gün geçtikçe daha da çürüyordu yeni yeni yeşerttiğm içimdeki filizler... Ne zaman hayal kursam mutlu olsam, o sabah neşe dolu kalksam hep günün ilerleyen saatlerinde körelirdi umutlar. Kim tarafından tabi bu sorunun cevabı da çok basit yine yakın çevrem tarafından. Yine bir başka bahara bırakırdım o anlarda bende hayallerimi, nasıl olsa bedavaydı.. Hayal gibisi varmıydı zaten? Sınır da yoktu üstelik... Olsun ben yine kurarım hayallerimi yine gelip yıkarlar. Ben yorulmam inatçıyım bu konulmada. İstediğimi er ya da geç elde ederim! İdaalıyım...
twitter. @000Delininteki
twitter. @000Delininteki
15 Aralık 2012 Cumartesi
Hava almayan odam, dört duvar içinde kendi kurduğum dünyam.
sebepsiz ama bir o kadar da benim için özel. Belli belirsiz yaşanmış nice acı tatlı hatıralara şahit. Bilinmezliklere nice elvedalara, nice gözyaşına nice umutsuz düşüncelere gebe.. Herşeye rağmen benim ile. Bilmiyorum, bugün günlerden pazar. Sabah rutin işler güçler, yine sıkılmak had safha da! Ev işleri var zaten,az önce içtiğim kahvenin tadı hala damağım da! Hani derler ya, bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır diye! Onun gibi birşey. Neyse konuyu da dağıtmayalım. Sol köşede bakıyorum da 35 not ibaresi var. Hayırdır? Ne ara o kadar ben bu cihaz da yazdım? Ne ara ben buraya bu kadar karalama birşeyler yaptım? Eskiden daha mı güzeldi sanki ne? Güzel kalemler güzel olan yazım kalabalığım ve kafamda beynimi yiyip bitiren kemiren binlerce düşünce varken daha mı iyidi ne? Keşke zaman geriye aksa. Hiç olmasak biz de mesela? Veya hayatımıza giren insanların bizim yaşam rolümüzde ki değerini görebilsek ve buna göre davranış sergilesek? Yok gerçekten bazı soruların cevabı, kafamda bir türlü netleşmiyor. Gitmem diyenler de gitti zaten, neden bu kadar kalabalık içinde yalnız kaldım ben? Ve neden bu kadar yine bu mevsimde dağıldı hayatım? Tutamıyorum senden geriye kalan sitemi içimde! Öfkemi desem? Yoksa pişmanlık mı? Ne yani ... İçimde senden kalan parçaların adı ne? Anlatsam anlamazsın, konuşsam duymak istemezsin. Söyle amaç ne? Dağıtmak yıkmak... Bırakıp gitmek demiyorum sana.. Zaten yapabildiğin en iyi şey bu, yıllar geçse de ben senin her halini unutsam bile bu halin hep gözümün önüne gelecek ve ben seni hep böyle hatırlayacağım. Dün gece den biraz bahsedeyim sana.. Sezen Aksu vardı tv de. Büyük usta. Oturdum izledim, izledim de hep sen geldin aklıma.. Söylediği şarkılar daha bir farklı geldi bu defa.. Gözümden süzülün damlalar daha derine en bilinmeze işledi bu defa.. Sonra program bitti.. Zaten dağılmış olan yüreğime o saaten sonra herşey dokunabilirdi.Birde çıktım sonra dışarı gecenin bilmem saat kaçı? Zifir karanlık ve boş sokaklar! Avaz avaz şarkı söylemek istedi kalbim. Bağırmak istedi seni! Yaktım bir sigara.. Ah dedim kendime neydin ne oldun? Nereden nereye gidiyorsun diye sordum kendime.. Yarım saat kadar durdu sanki dünya.. Ne uyumak unutturabilirdi seni? Ne de kendime zarar vermek! Zaten öyle bir şey yaparsam büyük bir aptalık olur kanımca. Çünkü biliyorum kimse vazgeçilmez değil. En olmazsa yaşayamam dediklerimiz bile zamanda vedalar ile çıktı karşımıza. Eski bir hatıraya sığdırdığımız nice güzel insanlar da olmadı mı? Ben bile yaptım.. Bazıları hak etti, bazıları ise gitmeyi tercih etti... Bilmiyorum belkide en iyisi buydu..
"Büyük yürekli küçük adam" .... Son günlerde beni en avutan söz dizesi.. Sosyal Medya'dan hiç tanımadığım hiç bilmediğim birinin bana olan yaklaşımı bu..seviyorum bu yaklaşımı. Belki de bu aralar en ihtiyacım olan avutma şekli. Her zaman biraz huzur en büyük arzum. Yeni bir şehir yeni bir yaşam kısacası yeni bir sayfaya her zaman ihtiyacım var. Hep içimde kalıyor en sonsuz uçurumlar. Bir kaç defa denemedim değil tabi ki.. Bilen bilir tanıyan çok iyi tanır! Hep buralardan gitme isteği var içimde. Ve sonu tabi hüsran! Kendini bilmek tanımakta güzel ama.. Geçen sene üç ayda iki ayda bir hep İzmir'e giderdim! Alsancak tarafına. Hiç unutmam bir keresinde şans öyle bir yüzüme gülmüştü ki... Doğum tarihime denk gelmişti randevum. Acayip bir mutluluk sarmıştı beni. Hala hep içimde yaşatıyorum o güzel İzmir'i. İnsanın bence hayatında bir kere gitmesi gerek oraya..
"Büyük yürekli küçük adam" .... Son günlerde beni en avutan söz dizesi.. Sosyal Medya'dan hiç tanımadığım hiç bilmediğim birinin bana olan yaklaşımı bu..seviyorum bu yaklaşımı. Belki de bu aralar en ihtiyacım olan avutma şekli. Her zaman biraz huzur en büyük arzum. Yeni bir şehir yeni bir yaşam kısacası yeni bir sayfaya her zaman ihtiyacım var. Hep içimde kalıyor en sonsuz uçurumlar. Bir kaç defa denemedim değil tabi ki.. Bilen bilir tanıyan çok iyi tanır! Hep buralardan gitme isteği var içimde. Ve sonu tabi hüsran! Kendini bilmek tanımakta güzel ama.. Geçen sene üç ayda iki ayda bir hep İzmir'e giderdim! Alsancak tarafına. Hiç unutmam bir keresinde şans öyle bir yüzüme gülmüştü ki... Doğum tarihime denk gelmişti randevum. Acayip bir mutluluk sarmıştı beni. Hala hep içimde yaşatıyorum o güzel İzmir'i. İnsanın bence hayatında bir kere gitmesi gerek oraya..
Sadece biraz huzur...
Evet belki çılgınlık yaptığım, belki şımarıklık... Ama abi sonunda istanbul var. Hem ne var iki hafta üst üste istanbula gittiysem? Ne var ki bunda.. Neyin yargılaması bunlar? Seviyorum bu deli halimi.. Hiçte şikayetçi değilim..aslında olaylarımın altında da bir gerçek yatıyor; yatıyor ki çok fena birgün başıma bu salaklığım yüzünden bir bok gelecek ama amannn çokta tın. Su testisi su yolunda kırılır..
Neyse; iki hafta üst üste gittim demiştim. Tam artık akşam üstü; böyle feribot saatlerini falan bekliyorum açtım o mağlum siteyi; resmen av arıyorum kendime.. Belki 50 kişi ile yazıştık! Hatta Twitter da hiç ummadığım insanlar bile çıktı karşıma. Keşke çıkmasaydı yemin ederim onu geçtim, kendime olan saygımı yitirdim görünce. Ne bileyim hiçte renk vermiyordu ama oydu işte. Neyse; aranırken yok bu olmaz bu olmaz bu olmaz derken.. Hoppppp piyango! Zaten ben onu favorilerime almıştım. Salak ne olurdu o feribota binmeden dönseydin bana? Ah iki hafta üst üste istanbula gelmeme neden olmazdın hem. Deniz koyusu mavi gözlere sahipti benim ki..
Oltama takılan neyse bu dayanamadı yaz yaz nereye kadar? Güven de önemli tabi ses duymak lazım. Konuşuyoruz ama ben bir şey anlamıyorum o da anlamadı muhtemelen çünkü feribotta öyle bir ses varki.. Duymam anlamam imkansız onu.. Boyna küfür sallıyorum hadi sus yeter falan bir yandan da böyle aptal aptal sırıtmalar.. Kendime güven geldi desem yalan olmaz. Binevi kalktı yani popom.. Ego desen hic sorma zaten.. Neyse geldim o yorucu yolculuktan sonra eve. Ben gayet rahat.. Oda öyleydi.. Hava da can sıkıntısı yapacak cinsten.dur dedim Suna mesaj atayım. Bakalım dönecek mi? Dondü tabi ki.. İmkansiz dönmemesi, salak galiba ses tonuma falan vuruldu. Yoksa İstanbul evladı. Benim gibileri ile karşılaşmaması imkansız orda. Biz bir daldık muhabbete, artık alışkanlık haline falan geldi zaten. Her gece her gece.. Saatlerce. Arama olsa yine iyi.. Görüntülü arama yapıyoruz bir de..
Artık hafta sonuna doğru yaklaşıyoruz, annem teyzemler ile izmire gidecek. Bak işte evren bana nasıl torpil geçiyor? Bak işte herşey nasıl da yolunda gidiyor. Bende yine bir esinti, istanbul tabiki.. Tabi bir sorun var bunu evdekilere nasıl söylerim.
Tamam annem yok ama üvey evlatta değilim sonuçta. Hem sormazlar mı? Ne diye gidiyorsun? Neyse kim takar ki zaten.. Takmadım tabi o sorulara falan. İnadım inat birisiyim. Birde işin sonunda deniz gözlüm olunca. Geldi Perşembe günü. Gece evdekim annem yok. Dedim kalk! Yarın cuma Cumartesi sabahı çıkar evden, taaa pazar gecesi dönerim onun için işlerini tamamla. Zaten bir yandan da kör kütük nasıl hastayım. Ölüyorum resmen ama yine takmıyorum. Bir poşet ilaç. Yetmedi iğne.. Biraz iyiyim ama durduk yerde beni ter basıyor.
Cuma gecesi de tüm evi topladım sildim süpürdüm. Bittim geberdim yani. Yetmedi birde üzerine yine görüntülü konuşma! Yat oğlum yat! Geberiyorum ama kimin umrunda.. Sabah cenaze şeklinde sabahın 07:00 ında kalkış.. Heyecan desen yine full. Hemen apar topar kendime geldim. Açtım yine Demet ten bir parça, iki tost koyü bir kahve yaptım kendime.. Yedim hemen ardından sıcak bir duş.. Tamam. Afyon'um patladı hazırlanmaya başladım. Çıktım evden bindim otobüse ilk önce büro, bürodan direk terminal ve bingo... İstanbul da aldım soluğu.. Bakmayın kısa geçiyorum. 7 saat falan sürdü. Bu gerzekte hala bürodan çıkmamış beni bekliyor. Mecidiköy de buluşacağız sözde. Göt beni ayağına bekliyor sanki karış karış biliyorum istanbulu.. Yanlış hatırlamıyorsam saat 21:00 sularında ordaydım. Telefonla birbirimizi bulmaya çalışırken karşı kaldırımda gördüm.. O işte tam karşım da.. Sarıldık, öpüştük falan.. Karnın açmı diye sordu.. Aç tabi lale aç.. Bunca saat yol çekmişim..gebermişim zaten.. Anlamıyor herhalde sadece onun için geldiysem.. Bır hamburgercıde oturduk bırseyler yedik.. Sonra Acıbadem e gidecegız tabi sonradan semtin adını öğrendim foursquare sağ olsun. Gittiğimiz ev öğrenci evinden beter, pis.. Kokuyor normalde hayatta durmam ama gecenin bir yarısı ve nereye gideceğim? Zaten hastayım zaten köpek gibi ter boşalıyor.. Hiç anlayış yok? Nasıl duş alacağım? Neyse biz bununla sabaha kadar sürmese de mercimeği verdik fırına.. Sabah actım gözleri saat 7:30 gibi uykum ağır demişti bu bana.. Uyumasın kalksın ben rahatsızlık duydum çünkü. Hemen biraz daha oynaştık falan sonra duşa girdim girmek zorundaydım çünkü kafam yerine gelmeyecekti! Hemen ardımdan o da duşa girdi ve Kadıköy'e indik kahvaltı yapmaya.. Güzelce kahvaltı yaptık bır kac mağaza gezdikbu anlatıyor anlatıyor .. Sikleyen yok manzaraya dalıp gitmişim.. Sonra klasik Starbucks, biraz sahil bır kac kıtap aldım sonra karşıya geçtik.. Bu da anlatıyor bana durmadan burası şurası.. Şunlar bunlar falan diye bilmiyor ki ben anasının diniyim, bilmiyor ki kaçın kurasıyım.. Anlatma canım anlatma ben adım gibi biliyorum o kuleleri.. O semtleri... Nefesini tüketme.. Sonu kötü bitti bu ilişkin de. Ben buna yazmayınca kendince kurmuş kafasında.. Fena şeyler söyledi yer cücesi. Sonrasın da zaten bitti.. Gerek yoktu heyecan kalmadı, tek gecelik demekki bunun da ömrü., 3 haftaymış bunun da kullanım ömrü.. Ne bileyim okumayı unutmuşum son kullanma tarihini..
Neyse; iki hafta üst üste gittim demiştim. Tam artık akşam üstü; böyle feribot saatlerini falan bekliyorum açtım o mağlum siteyi; resmen av arıyorum kendime.. Belki 50 kişi ile yazıştık! Hatta Twitter da hiç ummadığım insanlar bile çıktı karşıma. Keşke çıkmasaydı yemin ederim onu geçtim, kendime olan saygımı yitirdim görünce. Ne bileyim hiçte renk vermiyordu ama oydu işte. Neyse; aranırken yok bu olmaz bu olmaz bu olmaz derken.. Hoppppp piyango! Zaten ben onu favorilerime almıştım. Salak ne olurdu o feribota binmeden dönseydin bana? Ah iki hafta üst üste istanbula gelmeme neden olmazdın hem. Deniz koyusu mavi gözlere sahipti benim ki..
Oltama takılan neyse bu dayanamadı yaz yaz nereye kadar? Güven de önemli tabi ses duymak lazım. Konuşuyoruz ama ben bir şey anlamıyorum o da anlamadı muhtemelen çünkü feribotta öyle bir ses varki.. Duymam anlamam imkansız onu.. Boyna küfür sallıyorum hadi sus yeter falan bir yandan da böyle aptal aptal sırıtmalar.. Kendime güven geldi desem yalan olmaz. Binevi kalktı yani popom.. Ego desen hic sorma zaten.. Neyse geldim o yorucu yolculuktan sonra eve. Ben gayet rahat.. Oda öyleydi.. Hava da can sıkıntısı yapacak cinsten.dur dedim Suna mesaj atayım. Bakalım dönecek mi? Dondü tabi ki.. İmkansiz dönmemesi, salak galiba ses tonuma falan vuruldu. Yoksa İstanbul evladı. Benim gibileri ile karşılaşmaması imkansız orda. Biz bir daldık muhabbete, artık alışkanlık haline falan geldi zaten. Her gece her gece.. Saatlerce. Arama olsa yine iyi.. Görüntülü arama yapıyoruz bir de..
Artık hafta sonuna doğru yaklaşıyoruz, annem teyzemler ile izmire gidecek. Bak işte evren bana nasıl torpil geçiyor? Bak işte herşey nasıl da yolunda gidiyor. Bende yine bir esinti, istanbul tabiki.. Tabi bir sorun var bunu evdekilere nasıl söylerim.
Tamam annem yok ama üvey evlatta değilim sonuçta. Hem sormazlar mı? Ne diye gidiyorsun? Neyse kim takar ki zaten.. Takmadım tabi o sorulara falan. İnadım inat birisiyim. Birde işin sonunda deniz gözlüm olunca. Geldi Perşembe günü. Gece evdekim annem yok. Dedim kalk! Yarın cuma Cumartesi sabahı çıkar evden, taaa pazar gecesi dönerim onun için işlerini tamamla. Zaten bir yandan da kör kütük nasıl hastayım. Ölüyorum resmen ama yine takmıyorum. Bir poşet ilaç. Yetmedi iğne.. Biraz iyiyim ama durduk yerde beni ter basıyor.
Cuma gecesi de tüm evi topladım sildim süpürdüm. Bittim geberdim yani. Yetmedi birde üzerine yine görüntülü konuşma! Yat oğlum yat! Geberiyorum ama kimin umrunda.. Sabah cenaze şeklinde sabahın 07:00 ında kalkış.. Heyecan desen yine full. Hemen apar topar kendime geldim. Açtım yine Demet ten bir parça, iki tost koyü bir kahve yaptım kendime.. Yedim hemen ardından sıcak bir duş.. Tamam. Afyon'um patladı hazırlanmaya başladım. Çıktım evden bindim otobüse ilk önce büro, bürodan direk terminal ve bingo... İstanbul da aldım soluğu.. Bakmayın kısa geçiyorum. 7 saat falan sürdü. Bu gerzekte hala bürodan çıkmamış beni bekliyor. Mecidiköy de buluşacağız sözde. Göt beni ayağına bekliyor sanki karış karış biliyorum istanbulu.. Yanlış hatırlamıyorsam saat 21:00 sularında ordaydım. Telefonla birbirimizi bulmaya çalışırken karşı kaldırımda gördüm.. O işte tam karşım da.. Sarıldık, öpüştük falan.. Karnın açmı diye sordu.. Aç tabi lale aç.. Bunca saat yol çekmişim..gebermişim zaten.. Anlamıyor herhalde sadece onun için geldiysem.. Bır hamburgercıde oturduk bırseyler yedik.. Sonra Acıbadem e gidecegız tabi sonradan semtin adını öğrendim foursquare sağ olsun. Gittiğimiz ev öğrenci evinden beter, pis.. Kokuyor normalde hayatta durmam ama gecenin bir yarısı ve nereye gideceğim? Zaten hastayım zaten köpek gibi ter boşalıyor.. Hiç anlayış yok? Nasıl duş alacağım? Neyse biz bununla sabaha kadar sürmese de mercimeği verdik fırına.. Sabah actım gözleri saat 7:30 gibi uykum ağır demişti bu bana.. Uyumasın kalksın ben rahatsızlık duydum çünkü. Hemen biraz daha oynaştık falan sonra duşa girdim girmek zorundaydım çünkü kafam yerine gelmeyecekti! Hemen ardımdan o da duşa girdi ve Kadıköy'e indik kahvaltı yapmaya.. Güzelce kahvaltı yaptık bır kac mağaza gezdikbu anlatıyor anlatıyor .. Sikleyen yok manzaraya dalıp gitmişim.. Sonra klasik Starbucks, biraz sahil bır kac kıtap aldım sonra karşıya geçtik.. Bu da anlatıyor bana durmadan burası şurası.. Şunlar bunlar falan diye bilmiyor ki ben anasının diniyim, bilmiyor ki kaçın kurasıyım.. Anlatma canım anlatma ben adım gibi biliyorum o kuleleri.. O semtleri... Nefesini tüketme.. Sonu kötü bitti bu ilişkin de. Ben buna yazmayınca kendince kurmuş kafasında.. Fena şeyler söyledi yer cücesi. Sonrasın da zaten bitti.. Gerek yoktu heyecan kalmadı, tek gecelik demekki bunun da ömrü., 3 haftaymış bunun da kullanım ömrü.. Ne bileyim okumayı unutmuşum son kullanma tarihini..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)